insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Yağmur yeni durmuştu ama gökyüzünün bıraktığı kasvet hâlâ şehrin üzerindeydi. Alt geçitlerden taşan ıslak asfalt, sokak lambalarının soluk sarı ışıklarını yansıtıyor; geceyi, üzerinde kirli anıların yüzdüğü bulanık bir aynaya çeviriyordu. Havada keskin bir toprak ve egzoz kokusu vardı. Çevrelerindeki dünyadan bihaber olan insanlar, birbirlerine çarpmamaya özen göstererek, adımlarını aceleyle eve doğru sıklaştırıyordu.

...

Ama Kael yürümüyor, adeta bir gölge gibi sürükleniyordu.

Elleri montunun ceplerine gömülmüştü, başı öne eğikti. Dudaklarının arasından dökülen nefes düzensiz ve hırıltılıydı. Attığı her adımda, omuzlarına binen görünmez bir yükün onu yerin dibine doğru çektiğini hissediyordu. Zihni bugünde değil, geçmişin o karanlık saniyelerinde asılı kalmıştı. Kulaklarında dalga dalga yankılanan o sesler hiç susmuyordu: Metalin metale sürtünürken çıkardığı o tiz çığlık, tuzla buz olan cam kırıklarının asfalta dökülüşü, annesinin yarım kalan o son feryadı... Ve babasının gövdesi direksiyona çarptığında çıkan o boğuk, et ve kemiğin ezilme sesi…

Kael’in göz kapakları şiddetle titredi, boğazı düğümlendi ve bir anlığına nefesi tamamen kesildi.

“Sınırımdayım...”

Bu kelime, iradesi dışında dudaklarının arasından bir lanet gibi fısıltıyla döküldü. Son günlerde kendini sürekli bu cümleyi mırıldanırken buluyordu. Gittiği doktorlar buna "travma sonrası zihinsel tekrar davranışı" deyip geçiştirmiş, ruhuna tıbbi etiketler yapıştırmışlardı. Ancak Kael, göğsünün tam ortasında büyüyen o hissin basit bir travmadan çok daha farklı, çok daha tekinsiz bir şey olduğunu biliyordu. Sanki içindeki bir halat, görünmez eller tarafından acımasızca geriliyordu. Yavaş yavaş. Sessizce. Ve Kael, o halatın bir gün kaçınılmaz olarak kopacağını çok iyi biliyordu.

Tam o sırada, sokağın ilerisindeki kör karanlıktan et ve kemiğin betona sertçe vurma sesi yükseldi.

GÜÜÜM!

Kael’in göz bebekleri ani bir refleksle küçüldü. Kalbi göğüs kafesini parçalamak ister gibi sıkışırken, bacakları beyninden emir beklemeksizin öne doğru fırladı. Çevredeki şaşkın insanlara çarpa çarpa, o korkunç sesin geldiği yöne doğru koşmaya başladı. Ciğerlerine batan hava düzensizleşmiş, kulaklarının içinde o eski kaza anının fren sesleri yeniden vızıldamaya başlamıştı.

“Hayır... Hayır, lütfen...” diye mırıldandı, parmak uçlarına kadar yayılan bir titremeyle.

Sokağın köşesini döndüğü anda, gördüğü manzara karşısında ayakları yere çakıldı. Olduğu yerde donup kaldı.

Yerde, yağmur sularının biriktiği çukurun içinde küçük bir yavru köpek yatıyordu. En fazla dört ya da beş aylık, çaresiz bir can... Talihsiz bedeni vahşi bir güçle adeta ortadan ikiye ayrılmıştı. Arka bacakları sinirsel bir refleksle hâlâ istemsizce havayı tekmeliyor, küçük gövdesi kendi kanından oluşan sıcak bir gölün içinde titriyordu. Hayvancağızın ağzından çıkan o boğuk, hırıltılı iniltiler ıslak asfaltın üzerinde yankılanırken insanın içini parçalıyordu.

Kael’in nefesi tamamen durdu. Gözleri yuvalarından fırlayacak gibi büyürken, zihnindeki o baraj kapağı bir kez daha patladı. Annesinin kanlar içindeki yüzü gözlerinin önüne geldi. Her yer kan, her yer keskin cam parçaları ve ezilmiş metal yığınlarıydı... Babası… Annesi… Köpeğin can çekişirken çıkardığı o boğuk ses, hafızasındaki annesinin son nefesiyle birleşti, tek bir feryada dönüştü.

Kael, sanki boğuluyordu. Elini boğazına götürdü. Nefes alamıyordu, boğazı bir ur gibi şişmişti. Dizleri ağırlığını taşıyamayarak titremeye başladı.

Tam o esnada, acı dolu sessizliği bölen soğuk bir ses duyuldu:
Kimse yaklaşmasın.”

Kael, dumanlı bakışlarını yavaşça yukarı kaldırdı. Sokağın tam ortasında, neredeyse kendisiyle aynı yaşlarda bir çocuk duruyordu. Çocuğun etrafını yeşil bir enerji tabakası, bir aura sarıyordu; fakat bu enerji Kael'in daha önce duyduğu veya gördüğü hiçbir şeye benzemiyordu. Dalgalanmıyordu, patlamıyordu. Tıpkı rüzgarsız bir günde suyun yüzeyi gibi pürüzsüz, sakin ve disiplinliydi. Kusursuz bir kontrolün ürünüydü.

Fakat o ölümcül yeşilliğin içinde ters giden bir şeyler vardı. Yeşil auranın kılcal damarları gibi aralara sızmış, çatlaklar oluşturan ince kızıl çizgiler dolaşıyordu. Ve çocuğun gözleri… Tamamen kanlanmıştı.

Kael, çocuğun yüzüne baktığı o ilk saniyede içgüdüsel olarak gerçeği kavradı. Bozulma başlamıştı. Karşısındaki çocuğun aurası içeriden çürüyordu.

Yeşil auralı çocuk, etrafında korkuyla toplanan kalabalığa kibirli bir bakış attı. Burada olanları birine anlatan olursa...” dedi, sesindeki tüyler ürperten sakinliği bozmadan. Ardından dudakları şeytani bir tebessümle kıvrıldı. “...şu köpekten daha kötü ölür.”

Bu sözlerle birlikte, çocuğun bedeninden çevreye dalga dalga yayılan ağır bir baskı yayıldı. İnsanların yüzleri bir anda kireç gibi beyazlaştı. Bazıları korku çığlıkları atarak geri çekildi, bazıları ise oldukları yerde hıçkırarak ağlamaya başladı. Yeşil aura sokağın üzerine karabasan gibi çökerken, Kael ani bir hareketle öne doğru bir adım attı. Bu görünmez baskı, içindeki boşluk yüzünden onu durduramamıştı.

Yavaş, neredeyse hipnotize olmuş gibi adımlarla yürüdü. Gözleri önce yerdeki büyük, ağır bir taşa, ardından hâlâ can çekişmekte olan yavru köpeğe kaydı. Küçük beden hâlâ acıyla titriyordu.

Kael’in elleri titrerken, sesi boğazında çatladı: “Özür dilerim...”

Yerden ağır taşı iki eliyle kavrayarak kaldırdı. Ve tüm gücüyle köpeğin kafasına indirdi.

Bir kez.
Sonra bir kez daha.
Sonra durmaksızın tekrar.

Köpeğin iniltileri bıçak gibi kesildi. Sokak, saniyeler içinde çıt çıkmayan mezarlık sessizliğine gömüldü. Kael, elindeki kanlı taşla birlikte birkaç saniye boyunca olduğu yerde, dizlerinin üzerinde kaldı. Başını öne eğmişti, parmaklarından akan taze kan yağmur suyuna karışıyordu.

Yavaşça başını kaldırdı. Göz bebekleri tamamen küçülmüş, adeta iğne deliği kadar kalmıştı. Kurumuş dudakları titreyerek aralandı:
“Neden?..” Sesi, göğsünün derinliklerinden gelen boğuk bir hırıltı gibiydi. “Neden yaptın bunu?”

Yeşil auralı çocuk, birkaç saniye boyunca Kael’i sessizce süzdü. Yüzünde bariz bir şaşkınlık belirmemişti ama içten içe şaşırdığı belliydi. Kendi aurasının yarattığı o ezici baskıya rağmen ayağa kalkabilen, dahası hareket edip soru soran birini görmeye alışık değildi. Çocuğun etrafındaki yeşil enerji aniden yoğunlaştı; yeşilliğin arasındaki o habis kızıl çatlaklar bir zehir gibi büyümeye başladı.

“Can sıkıntısı,” dedi çocuk, yüzündeki o sinir bozucu gülümsemeyi genişleterek.

Kael’in yumrukları sıkıldı, tırnakları avcuna battı. "Sınırımdayım...” diye fısıldadı yine, zihninin derinliklerinden gelen o uyarıyı tekrarlayarak.

Çocuk alayla sırıttı. “Hadi,“ dedi, çenesiyle yerdeki leşi işaret ederek. “Madem işi bitirdin, şu köpek ölüsünü temizle. Temizle ki, itaatsizliğini bağışlayayım.”

Çocuk Kael’e doğru kibirli bir adım attı. O adımla birlikte aura bir anda tonlarca ağırlığa ulaştı. Artık enerjinin neredeyse yarısı kızıla dönmüştü. Etraftaki zayıf insanlar bu ağır basınç yüzünden birer birer dizlerinin üstüne çökmeye, nefes nefese kalmaya başlamıştı.

Kael ise sadece ona bakıyordu. Gözlerinde ne bir korku kırıntısı vardı ne de bir panik. Sadece her şeyini kaybetmiş bir insanın getirdiği sonsuz bir tükenmişlik, dipsiz bir boşluk vardı.

Çocuk bir süre sonra sıkılmış bir edayla iç çekti. “Can sıkıcısın,” diye mırıldandı.

Ve bir anda, olduğu yerde gözden kayboldu. Kael’in gözleri şaşkınlıkla açıldı ama tepki vermeye vakit bulamadı. Bir sonraki salisede, havayı yırtan patlama benzeri bir tekme sesi sokağı inletti.

ÇAT!

Kael’in bedeni aldığı darbenin şiddetiyle arkasındaki beton duvara fırlatıldı. Duvar, çarpmanın etkisiyle örümcek ağı gibi çatladı; etrafa yoğun bir toz ve sıva bulutu yayıldı. Çevredeki insanlar dehşet içinde çığlık atarken, yeşil auralı çocuk attığı kahkahayla sokağı çınlatıyordu.

“Bunu da mı kaldırdın? Ne dayanıklı çıktın be!”

Ancak... Çocuğun attığı o kibirli kahkaha, saniyeler içinde boğazında düğümlenerek yavaşça kesildi. Çünkü yolunda gitmeyen, doğanın kanunlarına aykırı bir şeyler değişiyordu.

Sokaktaki hava aniden ağırlaşmaya başladı. Yavaş yavaş, ama durdurulamaz bir güçle... Sanki tüm sokağın oksijeni görünmez bir vakumla çekiliyor gibiydi. İnsanlar göğüslerini tutarak nefes almakta zorlanmaya başladı. Bazıları hiçbir sebep yokken hıçkırarak ağlamaya yüz tutuyor, bazıları ise kalplerine giren ani bir sancıyla kıvranıyordu.

Yeşil auralı çocuk, hayatında ilk kez yüzündeki o pis gülümsemeyi tamamen kaybetti. ...Ne oluyor?” diye mırıldandı, gözlerini panikle etrafta gezdirerek.

Sonra, tam karşıya baktı ve O'nu gördü.

Duvarın içinde, kendi bedeninin şiddetiyle oluşmuş o insan şeklindeki çukurun ortasında Kael, sapasağlam ayakta duruyordu. Başını öne eğmişti, yüz hatları saçlarının yarattığı gölgelerin arkasındaydı. Ancak etrafını saran o yeni enerji…

Kızıldı.

Hayır, bu normal bir kırmızı değildi. Karanlığa, siyaha yakın; insanı boğan, ruhunu jilet gibi kesen, uğursuz bir kızıllık. Bu yeni doğan aura etrafa yayılmıyor, aksine sokağın üzerine devasa bir balyoz gibi bastırıyordu. Sanki görünmeyen, tanrısal ve gaddar bir el, alandaki her bir insanın omuzlarına basıp onları yere çiviliyordu.

Korkudan ne yapacağını bilemeyen bir kadın aniden bilincini kaybederek asfaltın üzerine yığıldı. Birkaç metre ötedeki başka bir adam, kalbini pençeleyerek geçirdiği ani krizle yere kapandı.

Yeşil auralı çocuk, damarlarındaki kanın donduğunu hissederken istemsizce bir adım geri kaçtı. Alnından aşağı soğuk bir ter damlası süzülüyordu.

“...Pasif-Kızıl...” diye fısıldayabildi. Sesi, hayatında ilk kez böylesine titriyordu.

Çünkü çocuk, hayatında ilk kez sadece bir aura görmüyordu. İlk kez, o karanlık kızıllığın içinden, vahşi ve kadim bir varlık tarafından doğrudan izleniyormuş gibi hissediyordu.

BÖLÜM NOTU

Herkese selamlar! Uzun süredir üzerinde çalıştığım, biyolojik sınırların ve insan psikolojisinin amansızca zorlandığı bu serinin ilk bölümüyle nihayet karşınızdayım. Kael'in o dipsiz yalnızlığına ve içindeki canavarla olan savaşına ilk adımı attık. Bölüm hakkındaki teorilerinizi, eleştirilerinizi ve o değerli yorumlarınızı harbi harbi çok merak ediyorum. Serime şans veren Novebo ekibine ve buraya kadar okuyan siz değerli okuyucularıma yürekten teşekkürler. Yeni bölümlerde kaos ve o samimi dostluklar daha da büyüyecek, takipte kalın!




user

İlk bölüm gayet ilgi çekici ve akıcıydı benim için merak ederek ve severek okudum seri için başarılar diliyorum.

z

Çok güzel başladıııı, devamını bekliyorum✨🤍

user

Yazan kişi şimdiden bu işin piri olmuş